Anasayfa Manşet DERSİM DOSYASI -1- | Dersim tarihi üzerine kısa bir değini

DERSİM DOSYASI -1- | Dersim tarihi üzerine kısa bir değini

Pazar, 07 Ocak 2018 19:32
Yazdır PDF

dersim tarihiDersim, Osmanlı tarihinin son döneminde daha fazla gündem olmakla birlikte devletin otoritesini tanımayan kendi içerisinde kapalı bir toplum olma özelliğini korumuştur. Bu dönemde otorite oluşturmak adına Dersim'e birçok sefer düzenlense de arazi yapısı, halkın sosyal kültürel özelliklerinden kaynaklanan çelişkileri ve aşiretsel yapıyla birlikte feodal beylerin kendi otoritelerini tesis etmelerinden dolayı her seferinde dirençle karşılaşmıştır. Sonuç olarak kısmi yapılanmaya gidilse de devlet kurumları ve otoritesi bir bütün olarak tesis edilememiştir.

Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte gelişen süreç ve hemen öncesinde yaşananlara baktığımızda Koçgiri İsyanı ile birlikte Dersim de sürecini belirlemiş isyana destek konusunda bütünlüklü olmasa da bir duruş sergilemiştir. Bu dönem açısından Dersim esasta kararsız bir şekilde Koçgiri direnişine destek verip vermemekte bocalayan aşiretlerin tavırlarıyla git-gel yaşamıştır. Bu yönüyle vurgu yapılması gereken Dersim'in bütünlük içinde hareket eden bir yapıya sahip olmadığıdır. Dersim tarihinde bu durum sıkça tekrar eden bir yapıyı arz etmektedir. Aşiretler arası çelişkilerin ve aşiretsel yapının bu durumda ciddi oranda etkisi vardır.

Dersim TC tarihinde hakim olunması zor bir bölge olma özelliğini korumuştur. Koçgiri İsyanı'nın bastırılması sonrası çevresine belli ölçüde hakim olan devlet, Dersim'e yönelik politikalarını ordu müfettişleri ve devlet yetkililerince hazırlanan raporlar üzerinde oluşturma yoluna gitmiştir. 1925 Şeyh Said İsyanı'nın bastırılması sürecinde Türkiye Kürdistanı’na yönelik politikalarını gündemine alan devlet, İstiklal Mahkemeleri'nde birçok Kürt yurtseverini ölüme mahkum etmiş, birçoklarını uzun yıllar zindanlarda çürütmeyi yeğlemiştir. Bu isyanın bastırılmasıyla dikkatlerin yoğunluğunu üzerine çeken bölgelerden biri olan Dersim, 1926 yılında Hozat-Çemişgezek yöresinde devletin otoritesini tanımayan silahlı güçleri devlet yetkililerini sürekli taciz eden aşiretlere karşı bir harekat düzenledi. Bölgede bulunan farklı aşiretlerin de desteği alınarak yapılan bu harekatlarda direnişle karşılaşan kolluk kuvvetleri bölgede denetim kuramayarak geri çekilmek zorunda kalmıştır.

1926 öncesinde olduğu gibi '26 sonrası da bölgeye yoğun ve sistemli bir şekilde heyetler gönderilmiş; Erzincan ve Elazığ hatta Diyarbakır ve Erzurum illerinde devlet görevlisi bölgede merkezi otoritenin inşa edilmesi için ikna çalışmaları yürütmüş zaman zaman askeri harekat yaparak bölgeye gözdağı verilmeye çalışılmıştır. Yol inşaatları, okul ve karakol yapımlarının hızlandırılmasına yönelik de çalışmalar hızlandırılmıştır. Yol, bölgeye giriş çıkışı hızlandıracak ve rahatlatacak, okullarda Türkleştirme kampanyaları yürürlüğe konulacak ve karakollarla devletin gücü gösterilecektir.

Bazı aşiret ileri gelenleriyle anlaşmalar sağlanacak belli ilçelerde kaymakamlıklar kurulacaktır fakat özellikle kırlık bölgelerde otorite kurmak devlet açısından zorluk içermekteydi. Devletin sürekli Dersim'e yönelmesi ve otorite kurma çabaları hem devletin Türk-Sünni karakterinden kaynaklı hem de yerel otoriteyi belli ölçüde zayıflatacağı kaygısı süreçte çeşitli çıkışları ve karşı karşıya gelme koşullarını yaratmıştır. Dersim'e yönelik harekatlardan biri de 1930 Pülümür harekatıdır. Devlet bu harekatla kısmi başarı elde etse de esasta istediği sonucu alamamıştır. Dersim'in dağlık yapısı ve var olan aşiretlerin silahlı güçleri arazi hakimiyeti TC güçlerini yaklaşan kış koşulları karşısında geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Saldırının niteliği '26 harekatıyla aynıydı ve daha kapsamlı saldırıların bir ön hazırlığı olarak karşımıza çıkmaktadır.

TC'nin kuruluşundan itibaren Dersim'e yönelik belli hazırlıkların yapıldığını bölgenin düzen içinde elimine edilmesi için çeşitli rapor ve değerlendirmelerin alındığını biliyoruz. Daha çok ovalık olan Mazgirt, Çemişgezek ve Pertek'te yerel yönetimler oluşturulmuştur. Diğer bölgelerde ise ya geçici olmuş ya da işlevsizleştirmiş veya kaldırılmıştır. 35 senesine kadar devletin yasası bir oyalama ve ikna politikası yürüttüğünü söylemek gerekir. Bu sürece kadar belli başlı aşiret ileri gelenlerinden etkilediği de oluyor fakat bir bütün Dersim'e sirayet eden bir etkilenmeden bahsetmek yanlış olur. Dersim'de genel anlamda devlete güvenin zayıf olduğundan bahsetmek doğru olacaktır.

1935’te çıkarılan Tunceli Kanunu ile bölgede konuşlandırılacak askeri birliklerin sayısından karakol yapımlarından ve okul inşaatlarına kadar birçok konuda temel kanunlar çıkarılıp bölgenin silahlı kuvvetler eşliğinde ıslah edileceği ve silahların toplanacağı kanunlaştırılmış oldu. 1936 senesi bu yönlü hazırlıklar ve diğer illerden gelen askeri kuvvetlerin konumlandırılmasıyla geçerken, bölgede halkın içinde aşiret reisleri ve ileri gelenler gelecek bu saldırılar karşısında neler yapılacağına dair hazırlık yapıyordu. Geçmişten bugüne gelene dek devletin politikaları aşiretler arası çelişkileri kullanma çabası sonuçlarını vermiştir. Bu süreç aşiretler arası güvensizliğin yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. Yine aşiretlerin hepsi devletin kapsamlı bir saldırı hazırlığında olduğunun bilincindeydi. Hedeflenenin birkaç aşiret olduğu algısı hakimdi. Yine önceki harekatlarda yıpranan ve yalnız bırakıldığını düşünen aşiretler ise saldırıların önemini yeterince kavrayamadıkları için direnişin dışında kalmayı tercih etmişlerdi. 1937 yılı harekatları bu minvalde giderken direnişçiler cephesinde ağır kayıplar alınmış ve direnen aşiretlerden Demenan ve Haydaran dışındakiler büyük oranda katledilmiş ve sürgüne uğramıştır. 1938 yılı bahar aylarıyla birlikte başlayan harekatla ise direnişin dışında kalan aşiretler hedefleneceklerini anlayarak direnişe geçmiş ve bu süreçte müfettişlik ve karakol baskınları köprü yakmalar gibi bir dizi silahlı saldırılar gerçekleştirmişlerdir. Fakat direnişin parça parça olmasının yanında diğer bazı aşiretlerin de milis olarak devlet güçleri yanında yer alması topyekün bir direnişin sağlanmasının önüne geçmiştir.

Dersim'de aşiretsel yapı ayrı bir incelemenin konusudur. Fakat konumuz dahilinde değinilmesi gereken başlıklar bulunmaktadır. Öncelikle Dersim aşiretlerinde manevi bir bağlılık yani inançlarından ileri gelen bir bağlılığın esas belirleyici öğe olduğunu belirtelim. İkincisi ağalık yaygın olmakla birlikte küçük üretici mülkiyeti de yaygındır. Aşiretler içerisinde ezbetler yani büyük aileler vardır. Ve bu ezbetler farklı tavır takınabilirler. Aile çıkarları doğrultusunda hareket edebilirler. Üçüncüsü bu aşiretler içerisinde gönüllü olarak askerlik yapan ve devlet işinde çalışanlara dokunulmaz. Bu aşiretlerin kendi içindeki özellikleri anlamak için önemlidir. Seyitlerin sözleri dinlenir ama yapmak herkesin kendine kalmış bir şeydir.

38 Direnişi'nin katliama karşı yenilgiye uğraması ile birlikte sürgün olayı yaşanmış, Dersim halkının büyük bir bölümü farklı illere sürülmüş, altmış binin üzerinde Dersimli katledilmiş ve mülkleri talan edilmiş, köyleri yakılmış ve yasak bölge ilanları ile bölgeye giriş çıkışlar yasaklanmıştır.

1938 ve 1939’un ardından Dersim'de devlet esas olarak kurumlarını oluşturmuştur. Ve idareyi ele almıştır. Katliamın ardından uzun bir sessizlik dönemi yaşanmış ve Dersimliler genel anlamda kendi içine kapalı bir yaşam sürmeye başlamışlardır.

1969 senesinde Dersim'de Pir Sultanı anma etkinlikleri sırasında devletin bir saldırısı olmuş ve Dersimli bir genç devlet güçlerinin kurşunuyla katledilmişti. Bu olay büyük tepkilere neden oluyor. 60’lı yıllarda Dersim gençliği de yüksek okullarda öğrenim görmeye ve buralardaki devrimci mücadele içinde yer almaya başladı. Bu süreçte devrimci düşünceler de bölgede yayılmaya başladı ve TİP teşkilatı bölgede kuruldu. 68 gençlik hareketinin etkileri bölgede hissedilmeye ve taraftar toplamaya başladı. Sinan Cemgil ve arkadaşları Hozat, Çemişgezek ve Ovacık sınırında bir süre faaliyette bulundular. Şimdi bile hala köylülerin Yılandağı’nda onlarla karşılaştıklarını söyleniyor.

Bu dönem aynı zamanda Partizan'ın da bölgedeki ilk çalışmalarına denk gelen 12 Mart sonrasını ifade etmektedir. Bu döneme kadar bölgede seyitlerin ve aşiret reislerinin büyük ölçüde etkili olduğundan ve bunların da çoğunlukla devletle ilişkili veya denetiminde olduğundan bahsetmek gerekiyor. 38 sonrası kendi kabuğuna çekilen ve devletin saldırılarına karşı boyun büken ve korku içinde yaşayan bir gerçeklik mevcuttur. Karakol ve kaymakamlıklar üzerinden bölge halkı üzerinde ağır bir terör ve baskı uygulanmakta, halkın bu tehditler altında gözünü açmasına izin vermemek hedeflenmektedir.

70’li yılların başlarında bölgede gelişen hareketlilik halkın önemli bir kesimi açısından sempatiyle karşılanmıştır. Kimi unsurlar kararsız bir tavır sergilese de esasta gelişen devrimci hareket sahiplenilmiştir. 

Bölgede TİİKP döneminde olsun, kopuş ve proletarya partisinin kuruluşundan sonraki süreçte olsun yürütülen çalışmalar önemli etkiler yaratmıştır. Partizan'ın bu ilk dönem çalışmaları birinci yenilgi döneminin ardından da etkilerini sürdürmüş ve giderek artan bir oranda bölge çalışmaları kendini göstermiştir.

70’li yılların ortalarına doğru Dersim'de devrimci çalışmalar yayılıp kök salmaya başladı ve geniş bir etki yarattı. Bu etki Dersimlilerin olduğu tüm bölgelerde kendini hissettirdi. Tuncelililer Derneği vb. oluşumlar yaratıldı ve geniş bir halk kitlesi tarafından sahiplenildi. '78 ve sonrasında gerilla birlikleri de sistemli olarak bölgede faaliyet yürütmeye başlarlar. Bölgede gerilla mücadelesi başlatılır. Partizan'ın kitle tabanı ve sahiplenilişi genel anlamda olumludur.

Dersim TDH içerisinde ve ulusal hareket nezdinde binlerce şehidi olan bir bölgedir. Neredeyse her kurumu yöneldiği potansiyel alan olma özelliği vardır. 12 Eylüln'le birlikte Dersim'de uygulamaların dozajı artmıştır. Gerilla güçlerine karşı büyük operasyonlar yapan düşman halka yönelik saldırılarını da artırmıştır. Köylerde sıra dayağı çekmeler, sorgular, işkenceler diz boyudur. Bu dönem bölgede görev yapan subaylar halka kan kusturmak için özel eğitilmişlerdir. Bununla birlikte bölgede tekrar köy boşaltmalar gündeme gelmiştir ve '81-82-83 yıllarında önemli görülen arazilerdeki Aliboğazı, Ahpanos Vadisi, Kutu Deresi, Vartinik, Dokuzkayalar ve daha sayamadığımız köyler boşaltılmıştır. Amaç sarp dağlık bölgelerdeki halkı sürerek bu bölgede faaliyet gösteren devrimcileri yalnızlaştırmaktı. 12 Eylül’ün ardından bölge gerilla güçlerinde bir artış yaşanmış ve faaliyet geniş bir alana yayılmıştır. Partizan'ın bölgedeki faaliyeti ile birlikte bir yanda devletin otoritesi gitgide sarsılmış diğer yandan ise kitlelerde güven yaratılmıştır. 12 Eylül’ün ardından bölgede oluşan bu potansiyel, yeterince değerlendirilememiştir. Bölgede 90’lara doğru ülke genelinde var olan durumun bir yansıması olarak devrimci hareket özelde de geleneğimiz ilerleme göstermiştir. Bu yıllar ulusal hareketin de bölgeye girdiği yıllar olmuştur. 88-89 yıllarında yine gerillanın yoğun olarak kullandığı alanlarda köylülerin zorla göç ettirilmesi ile karşı karşıya kalınmıştır. Dersim'de sürgün devrimci hareketin yükseliş göstermesinin ardından bölgede etkin olarak kullanılan bir devlet politikası olarak kullanılmıştır. Çatışma bölgeleri ve stratejik konuma sahip arazilerde bulunan köyler başta olmak üzere parça parça boşaltma işlemi uygulanmaya konulmuş, '94 senesinde ise esas olarak boşaltılmak istenen köylerin hepsi boşaltılmıştır. Bu süreçte köy ve mezra olmak üzere 3000’in üzerinde yerleşim yeri boşaltılmış, ilçe merkezleri, il merkezi, çevre iller, büyük şehirler olmak üzere göç eden halk yüz yüze kaldığı şiddet, köy yakmalar ve tehditle zor durumda bırakılmıştır. Süreci göçe getiren koşullar sadece Dersim'i değil bir bütün T. Kürdistanı’nı kapsayan şekliyle ele alındığında gelişen savaş koşullarının devlette bu refleksi doğurduğu görülecektir. Amaç suyu kurutup balık avlamaktır. Bunun karşısında kitlenin örgütsüzlüğü ve gerillaya destekçi bir pozisyonda oluşu ve bu durumun değiştirilememesi sürgüne karşı direniş örgütlenememesine ve sürecin hızlanmasına neden olmuştur diyebiliriz. Bugün dahi halk 94 köy boşaltmalarında onları yalnız bıraktığımızı ve sahip çıkmadığımızı söylemektedir. Bu kitlenin gerillayı kurtarıcı olarak gördüğünün en somut göstergelerinden biridir. Sürgünle birlikte bölgede korku rüzgarı estirilmiş yaklaşık doksan köylü bu dönemde katledilmiştir. Köylerini terk etmeyen bu insanlar genellikle gerilla savaşını sahiplenen ve devrime umut bağlayan yine bölgede sözü geçen ve sevilen insanlardı. 38’le kıyaslanmasa da '94 göçünün kitle üzerinde derin izler bıraktığını söylemek gerekiyor. Köy boşaltmaların ardından devlet kitleyi ajan-işbirlikçilik politikalarıyla kazanmaya çalışarak birbirine karşı güvensizlik yaratmaya çalışmış ve büyük ölçüde de başarılı olmuştur. Bunun böyle olmasında Partizan'ın 95 yılında yaşadığı iç sürecin sonucunda bölge faaliyetinin kesintiye uğraması ve bölgede kitleleri örgütleyecek subjektif bir gücün olmaması önemli bir etkendir. 

94 göçü ile birlikte köylere gidişler yasaklanmış belli bölgelerde yaylacılık yapılamaz hale gelmiş ve kitle ekonomik kaynaklarından yararlanamaz hale gelmiştir. Bu nedenle çevre illere ve büyükşehirlere yoğun olarak yoksul köylülerin göç ettiğini belirtmek gerekir. Yine ambargo uygulamaları ile dolu kalan köyler de kısıtlı olanaklarla yaşamak zorunda kalmış ve bir nevi köylerini kendi inisiyatifleriyle boşaltmaları için psikolojik baskıya maruz bırakılmıştır. Bu yönleriyle halkımızın gözünde devlet sürgün katliam ve asimilasyon demektir. Yani teşhir olmuş bir niteliğe sahiptir.

Dersim tarihinde değinilmesi gereken bir diğer konu ise CHP'nin genel anlamda sol ve Alevilerin yanında görülen bir parti olarak algılanmasıdır. 38 sonrası süreçte ve özellikle İnönü döneminde oluşan bu algı belli ölçüde devletin yanında olursan başına bir iş gelmez düşüncesi üzerinden şekillenmiş, son dönemlerde ise Kılıçdaroğlu’nun başkan olması ve AKP hükümetinin daha çok dini kökenli kadrolardan oluşması CHP’ye yakınlaşmanın esas nedenlerini ortaya koymaktadır. Fakat ideolojik köklerine inildiğinde devletin adamı olmak, korunmak ve yaşamda daha iyi bir konuma gelmek olarak algılanmakta, inancın getirdiği bir bağlılık olarak görülmemektedir. Dersim halkının genelinde bir devlet algısı vardır. Ve bu algı devletin faşist karakterine dairdir. Mücadele noktasında gelişkin bir bilinç olmadığından yıkım yerine devletten faydalanma düşüncesi hakimdir. Kötünün iyisini seçme çabası yanılgılı bir bakış açısının sonucu olmakta CHP şahsında devlet istediği manipülasyonu yaratmaktadır.

94’ün ardından Dersim ikinci bir kıyımdan geçirilmiştir demiştik. Bu kıyım bir öncekinden farklı olarak katliamla değil sürgün ve asimilasyonla olmuştur. Asimilasyon politikaları ulusal-kültürel yapının bozularak halkın birbiriyle olan manevi bağlarını koparmak halk içindeki geri özel mülkiyetçi yaklaşımları açığa çıkararak kendi içinde güvensiz bir toplum yaratma hedefiyle günümüze kadar uygulanmaktadır. 2000’li yılların ardından bu politikanın ne ölçüde başarılı olduğunu görüyoruz. Halk içindeki güvensizlik dilin giderek daha az kullanılması, kültürel değerlerin ve inançların giderek hiçleşmeye yüz tutması, devletin saldırısının temelini oluştururken yerel işbirlikçi ağın üzerinden kitle içerisinde denetimin sağlanmasına çalışılmaktadır. Devletin ajan işbirlikçileri kitlelerin örgütsüzlüğünden de yararlanarak yoksulluk işsizlik vb. nedenlerle kitleye yakınlaşmakta, gençliği yozlaştırma esrar-bali vb. kadınları fuhuş sürükleme gayreti içine girmekte, bu çerçeveye dayanarak ise işbirlikçiliği örgütlemeye çalışmaktadır. Bu rol esasta JİTEM üzerinden yine işbirlikçi unsurlara yaptırılmaktadır. Bugün Rıza Çolak, Hayati Balık bunun en bariz örnekleridir fakat bunlar da reklamlarda kullanılan karakterlerdir. Asıl örgütlenme devlet ihaleleri üzerinden zenginleşen ve gitgide ayan beyan ortada olan müteahhit ve tüccarlar üzerinden olmaktadır.

94 sonrası kapsamlı saldırılardan biri de baraj çalışmalarının hız kazanmasıdır. Hem bölgenin insansızlaşması hem de savaş güçlerini sınırlamak açısından önemli olarak görülen baraj inşaatlarının bazıları sonuçlandırılmış ve işlerlik kazanmıştır. Bunda halk muhalefetinin de önemli bir etkisi olduğunu söylemek gerekiyor. Kitledeki örgütsüzlük ve demokratik etkiden yoksunluk durumu devletin lehine çevirmiştir.

 

Dersim'den bir Partizan

 


Son Haberler

Özgür Gelecek yeni sayısı çıktı!

ozgurgelecek yeni sayı

Alt Menü