Anasayfa Manşet DERSİM DOSYASI (6) | Dersim’de Ulusal Sorunun Yansımaları

DERSİM DOSYASI (6) | Dersim’de Ulusal Sorunun Yansımaları

Cumartesi, 13 Ocak 2018 10:58
Yazdır PDF

dersimde ulusal1Bir millet için en büyük felaket, tarihinin düşmanları tarafından yazılmasıdır.” (Arnold Toynbee)

TC devletinin temelinde ırkçılık ve şovenizm zehri bulunur. Bu iki unsur, faşizmin temel ideolojik unsurları olarak TC’de de yerini almıştır. Bu nedenledir ki TC tarihi çeşitli ulus, azınlık inanç ve milliyetlerden katliam ve bastırma hareketleriyle yazılmıştır. Bundan dolayı ülkemizde ulusal ve inançsal sorunlar yoğunlukla bulunmaktadır. “Türk-İslam” ideolojisinin icraatları bu nedenle geçmişten günümüze sürekli yaşandığı gibi günümüzden de geleceğe süreğen olacaktır.

Dersim, bu uygulamaları ulusal ve mezhepsel yönden yaşamış bir yerdir. Sosyal-kültürel-ulusal ve mezhepsel özellikleriyle egemenlerin gözünde bir “çıban” olmuştur. 38 Soykırımı, bu “çıbanı” söküp atmaya yönelen bir harekattır. Buna karşı ise Dersimliler fiziki ve kültürel yaşam alanlarını korumak için can bedeli bir mücadeleye girişmiştir. Bu mücadele, Dersimlilerin kimliklerini koruma mücadelesidir. 38 Soykırımına her iki cepheden damga vuran olgular bunlardır. Bir taraftan “Türk-İslam” ideolojisinin farklı ulus ve inançlara azgın baskısı; diğer taraftan ezilen ulus ve inançtan kesimlerin ulusal ve inançsal değerlerini koruma mücadelesi. Bu anlamda 38 direnişinde, bir kimlik mücadelesi olarak, ulusal bir bilinç görülmektedir. 38 öncesi ve dönemi edebi eserlerinde “Kırmanclık” vurgusunun yaygınlığı, verilen bu önemden ileri gelmektedir.

Bu tarihten sonra Dersim’in tarihi düşmanları tarafından yazılmaya çalışılmıştır. 38 Soykırımı’nın üzerini yıllar boyu kapatmaya çalışan egemenler, dönem itibariyle de çeşitli düzeylerde bu olayı tartışmıştır. “Özür dileme” vb. düzeylerde tartışılan bu olay sıradan tarihsel-kriminal bir olay olarak ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Egemenlerin bu yaklaşımına karşı Dersim’de 38 Soykırımı üzerinden gelişen tarihsel bir bilinçten bahsedilebilir. Soykırım olayı hemen hemen her Dersimli de bir saflaşmanın, kendiliğinden bir bilinç gelişiminin başlangıç noktasıdır. Bu ayrışım, mevcut olan ulus-devletle bir ayrışımı doğurmaktadır. Bu anlamıyla egemenlerin Dersimlilerin “Horasan’dan gelen Türkler” oldukları şeklindeki çiğ çarpıtmaları (keza bu politika etkisi ciddi şekilde düşmekle beraber hala propaganda edilmektedir) kitlelerin kendiliğinden bilinç gelişiminin bile gerisinde kalmaktadır. “Türklük” fikrine baskı nedeniyle belli bir yaş grubunda karşı duruş gösterilmese de, Dersimliler Türkçe'yi öğrenmiş olsalar dahi farklı dil ve uluslarının olduğunu pekala bilmektedirler. Bu nedenle Dersim’de gelişen bir ulusal bilinçten bahsedilebilinir. Bu ulusa ait olmadıkları zaten bu ulus tarafından da açıkça gösterilmektedir. 60’lı yılların moda milliyetçi sloganlarından olan “Size Kürt diyenin yüzüne tükürün” tembihlemesi nasıl ki Kürt olmaktan utanma/baskılanmayı getirmişse, Dersimli olmakta “terörist”, “Kürt”, “Kızılbaş” olarak sürekli dışlanma durumu olmuştur.

Ulusal bilinç meselesinde şimdiye kadar bir netlikten bahsettik. Buradan sonra ise iş karmaşıklaşmakta, deyim yerindeyse at izi ile it izi birbirine girmektedir. Bu karmaşıklığın, Dersim’in kendine özgü karakter özelliklerinin yanında, egemenlerin bu farklılıkları derinleştirme-çarpıtma politikalarından kaynaklandığı söylenebilir. Alevi inançlı Kırmanc ve Kurmanc bileşenleriyle Dersim, Kürt Alevi kitlesinin ilgi odağı olmasıyla stratejik önem kazanmaktadır. Yanı sıra Dersim, genel olarak Kürt halkı-mücadelesi açısından Kürt coğrafyasının da en fazla manevi önem verilen iki ilinden birisidir (diğeri başkent olarak görülen Amed’dir). Ancak inanç ve dildeki farklılıklar nedeniyle genel bir “Kürt ulusu” bilinci oluşmamaktadır. Dahası Dersimliler kendilerini bu gruptan görmemektedir. “Alevilik” farklılığı sosyal ve siyasal farklılıklara yol açmaktadır. Bu, duygu ve anlam farklılığından ileri gelmektedir. Aynı zamanda Kürtlerin “ulus olma-ulusal birliği sağlama”daki doğal engellerin bir sonucudur. Buna dair tespitle devlet araştırmalarına da şu şekilde geçmektedir: “Bugün Kürt topluluğunda –Türkiye topraklarında- birbirinden ayrı iki unsur vardır. 1-Kurmanc, 2-Zaza… Zazaların bir kısmı da her ikisine zıt olan Dersimli Alevilerdir.” (Güneş-dil teorisyenlerinden H. Reşit Tankutan, 1960 darbesi sonrasında askeri yönetime hazırladığı Etno-Politik İnceleme Raporu’ndan aktaran: Mehmet Bayrak). Bu raporda önemli olarak örülen hem Zazalık durumunun ayrı değerlendirilerek öne çıkması hem de Dersimlilerin kendilerini diğer Zazalardan da ayırdıkları; yani Alevilik.

Egemenlerin bu ele alışlarına karşı olmak adına “Zazalar Kürt’tür”, “Dersimliler Kürt’tür” diyemeyiz. Nihayetinde bu hem bilimsel bir araştırma sorunuyken hem de bir yapının kendisini “Kürt” görmesini dayatamayız. Bu konularda farklı tartışmalar mevcuttur, ancak görülen odur ki bu ayrışma tarihten süregelen bir ayrışmadır.

TC tarihinde Kürtler, inkar ve imha politikasına karşı direniş cevabı vermiş ve 1924 Nasturi İsyanı ile 1938 Dersim Soykırımı’na kadar yirmiden fazla başkaldırı olmuştur. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi 1925 Şeyh Sait İsyanı’dır. Bu isyan dönemine dair Dersimlilerin genel kabulü üzerinden bakarsak Alevilik, Kürtlerle birleşmesinin önünde engel olmuştur. Bunun nedenini ise Suni Kürtlerin yarattığı kabulü yaygındır; yani dışlanma durumu. Uydurma olduğu söylenmekle beraber olaya göre; Şeyh Sait ayaklanmaya destek için Dersim liderleriyle görüşür. İsyan tartışılmakta, anlaşmalar yapılmaktadır. Dersim liderleri, misafirlerine yemek hazırlatır, ancak Şeyh Sait ve adamları bunu kabul etmeyerek kendi yanlarında getirdiklerinden yemek isterler. Bu tavrın esas nedeninin “Alevilerin yemeğini yememe” anlayışı olması Dersim liderlerinin “yemeğimizi bile yemeyenlerle savaşa girmeyiz” diyerek isyana destek vermemesiyle sonuçlanır.

İşin tarihsel anlatımı bu iken esas olan Dersimlilerin kendilerini nasıl tanımladıklarıdır. “Kırmanclık, bir Dersimli için, dışarıdan bakanların ve Türkçe şekliyle Kürt olarak ifade ettiği Kürtlük değildir. Dersimlinin Türkçe olarak Kürt diye ifade edilen Kırmanclıktan anladığı, kendisinin anladığı kültürel değerlerdir. Eğer bir Dersimliye göre Kürtlüğü ifade edersek, bu, birilerinin gayet rahat bir şekilde kullandığı ve İslam aleminde İslam dışı sayılan Alevi-Kızılbaşlığın ötesinde, Türkçe ifadesiyle Alevi, Zazaca ifadesiyle Kırmanc olmayı, İslam dininin dininin Suni mezhebinin dışında olmayı gerektirir. Eğer Suni inancına sahipseniz Kırmanc olamazsınız. Bu “Kırmanc” olma hali ortak bir dile sahip olmaktan daha önemli ortak bir değerdir. İşte bu nedenle Kürt algısı Dersim’de farklıdır… Bu tarihsel ve güncel panoramanın ışığında bakıldığı zaman Dersim, dışarıdan kendisine yakıştırılan tanımı kabul etmemektedir. (Engin Doğru, Dersim dergisi, Temmuz 2011.)

Yukarıda bahsettiğimiz stratejik önemlerden kaynaklı, bunun yanı sıra da ülkemiz gerilla mücadelesi açısından önemli mevzi olmasıyla düşürülmek istenen, bunun için özel politikalarla yüklenilen ve Kürt coğrafyasından koparılacak ilk lokmalardan biri olarak görülen bir alan olmuştur. Keza Dersim’in ulusal mücadeleyle bağlantısı engellenmeye çalışılmaktadır. “Tek ulus” projesinin baskıları ve buna karşı direnmenin yarattıkları nedeniyle ulusal sorunun içine kaçınılmaz olarak giren/girmekte olan, tüm uyuşmazlıklara/faklılıklara rağmen Ulusal Hareketin çeperinde kalan bir yerdir. Bu noktalarda ulusal sorun gütmesi normalken, ulusal hareketle olan ilişkileri bu sorunlarıyla ilgilenen başkalarının olmamasından kaynaklandığını görmek gerekir. Bu konularda “Alevilik” ve “Zazacılık” teorileri egemenlerin özel ilgisinde olmuştur. Örneğin Zazacılığın teorisyenlerinden biri CHP milletvekili Hüseyin Aygün’dür. Zazaca, seçmeli derslerde kullanılabilinmesi amacıyla belirli kitapçıklar hazırlanmıştır. Tunceli ve Bingöl Üniversiteleri’nde bu konuya dair araştırmalar yapılmış ve sempozyumlar düzenlenmiştir. Zazacılığın güçlendirilmesinde devletin eli boş durmamaktadır. Tunceli Üniversitesi rektörü Durmuş Boztuğ da bu konularda “astığı astık kestiği kestik” bir tavırla faaliyet sürdürmektedir. Demokrat öğretim görevlilerinin işine son veren, üniversitede terör estiren, tarikatçılığı geliştirilmesine yardımcı olan rektörün elbette Zazalarla ilgili çalışması da farklı olmamaktadır.

Yine Alevicilik teorileri Cem Vakfı (İzzettin Doğan’a bağlı) üzerinden yürütülmektedir. Bu kurum “Türklük” çiğliğinin üzerine de gözü kapalı atlamaktadır. Yine “Alevicilik” ve “Türklük” teorilerini diline pelesenk etmiş “önemli şahsiyet” devlet piyonu Kamer Genç’tir.    

Burada sorun olarak görülmesi gereken Dersimlilerin kendilerinin Kürt olmadıklarını savunmaları, Zaza-Alevi yönlerini savunmaları ve buna dönük çalışmalar yapılması değildir. Nitekim Zaza-Alevilik yönü nesnel gerçeklerdir. Sorun egemenlerin bu durumu kullanarak halkın birleşmesini engelleyen, halkın arasında karşıtlık yaratan, Kürt karşıtlığı anlayışı geliştiren, halkı bu yönler üzerinden sistem partilerine çeken pratiklerin hayat bulmasıdır. Daha kötüsü devrimcilerin özgünlük yakalama adına Kürt-PKK düşmanlığı yapmaları ve sistem partilerini güçlendirecek çalışmaları yapmaları-alet olmalarıdır. Ki MKP 2009 yerel seçim politikalarını bunun üzerinden yürütmüş, bununla yetinmeyerek 2011 genel seçimlerinde aynı politikalar üzerinden yürürken halkın “Alevilik”, “Dersimli Kılıçdaroğlu” söylemlerine karşı çıkamamış ve nihayetinde faaliyetçileri pratik olarak CHP çalışmaları yürütmüştür. Halkın “Dersim Diyarbakırlılaştırılıyor”, “Biz gidelim onlar gelsinler” yaklaşımlarının gelişmesi ve geliştirilmesi durumundan bahsetmekteyiz.

Yine bugün Dersim’de ulusal hareketin yaptığı şekliyle “kendisini Kürt olarak görmeyenler sistem yanlısıdır” anlayışı da oldukça tehlikelidir. Bu da halkın değer yargılarını görmeyen, dayatan ve halkı suçlayan yaklaşımları doğurmaktadır. Nitekim ulusal hareketin bölgede bu anlamıyla politikalarının setleştiği dönemler de olmuş ve bu dönemlerin etkileri bugün ulusal hareketin halk tarafından hala anti-pati duyulmasını getirmektedir.

Dersim, T. Kürdistanı içinde Kırmancki dili ve Alevi inancıyla egemenlerin baskılarını çifte yönüyle hissetmektedir. Çevresine bu anlamda açılamaması dil ve kültür üzerindeki baskılar etkisini daha yakıcı hissettirmektedir. Kürt toplulukları içerisinde dilin gelişmesi ve ya kendini devam ettirmesi konusunda en zayıf kalan dil Kırmancki’dir. Yazılı edebiyatı en geri kalan dil Kırmancki’dir. Ortak bir gramer oluşturulmasında ciddi sorunları vardır. Kırmancki, “Dambeli, Şabak, Bucak, Kur, Mudki, Hazro, Siverek, Dersim” biçimleriyle birbirinden ayrı yapılardadır. Keza Kırmancki unutulmaya yüz tutmuştur. Dersim’de dilini bilen genç sayısı her geçen zaman azalmaktadır ki bu dilin geleceğe taşınması anlamında vahim bir durumdur. Ulusal sorun dediğimizde aklımıza ilk elden dil ve kültür üzerindeki baskılar gelmektedir. “Tek tipleştirme” öncelikle bu alanlardan başlamaktadır. 38 ve 94 ile “Sürgün” yaşayan bu halk, yaşam alanları ve kültürlerine uzak yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Egemenler dil konusuna özellikle yoğunlaşmaktalar. “Biz Balkanları niçin kaybettik, biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da İslav Araştırma Cemiyetleri’nin kurduğu Dil Kurumları’dır. Bizim içimizdeki insanların milli tarihlerini yazıp, milli şuurlarını uyandırdığı zaman, biz Balkanlar’da Trakya hududuna çekildik.” (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün fikir ve düşüncelerinden aktarılarak; aktaran Mehmet Bayrak). Bu anlamda Dersim’e yönelen saldırıların en başında “dil” olgusu gelmiş ve bugün yakıcılığını ciddi boyutlarda hissettiren düzeye ulaşmıştır. Yok olmakta olan bir dilden bahsediyoruz. Bu anlamda Dersimlilerin ilgili olduğu bir alandan bahsediyoruz. Genel olarak dil konusundaki çalışmalara, buna dönük örgütlenmelere bir ilginin olduğu görülmelidir.

Bununla bağlantılı olarak asimilasyon saldırısını bir ayağı da kültürel boyuttur. Yozlaşma, Dersim’de üst düzeylere ulaşmış boyutuyla halkın yaşam alanlarını yok etmektedir. Kültürel değerler zayıflamış, belirli yönleriyle yok olmuştur. Ajan-işbirlikçilik belirli bir boyuta ulaşmış ve yeni biçimler almaktadır. Doğa, ziyaretgahlar, mezarlar ve birçok kültürel değer baraj vb projelerle de yok edilmektedir. Bu durum halkın rahatsız olduğu konulardan biriyken, kültürel değerlere özlem duyulmakta ve kültürel değerlere uygun davranışlar sahiplenilmektedir.

Bu anlamıyla dil ve onun yarattığı kültürün içerinde bulunduğu ciddi bir tehlike durumudur. Bunların yaşatılması ve genişletilmesi ilgi odağında olmaktadır/olacaktır. Kurumsallaşma anlamında halkın ilgisinin yüksek olduğu alanlardır.

“Çözüm Süreci”nin alt başlıkları Dersim’deki birçok sorunu da içine almaktadır. Köye geri dönüşlerle ilgili konular kanayan yaraya dokunmuştur. Yaşanan sürgün olayları insanlar yaşam alanlarına hasret duyarak yaşamış ve daha sonra “insansız bölge” ilan edilmesiyle bu durum uzun yıllar sürmüştür.

Yine “Çözüm süreci”nde yer alan, değiştirilen yer isimlerinin eski isimlerinin tekrardan verilmesi konusu gündeme girmiştir. Dersimliler genel olarak “Dersim” ismini kullanmakta ve bu isme sadık kalmaktadır. Türkiye’de ismi değiştirilen yirmi sekiz bin yer bulunmaktadır. Çözüm süreciyle bu durumun gündeme gelmesi ilgi yaratmış ve bu konuda hızlı refleks geliştirilerek  “Dersim” ismi için resmi başvuruda bulunulmuştur. Yine bu gündem çerçevesinde köy isimleri içinde başvurularda bulunulmuş hatta fiili tabela dikimlerine girişilmiştir.

 

Dersim'den bir Partizan